Kaptan, kaptanım

Kaptan, kaptanım

Başlıktaki repliği ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ filminden hatırlayacak olanlar vardır.

Film de Edebiyat öğretmeni öğrencilerine şahsiyet olmanın ne olduğunu  fark ettirmek için onlara şiiri sevdirir, beraber hareket etmenin, birlikte hayal kurdukları ve olmak istedikleri  karakterleri onlara yaşatmanın, sevdiği ve yapmak istediği şeye cesaret etmelerine rehberlik eder.

Hayatta bir duruşunun olmasının, vicdani olarak kabullenemediği bir olayın ardından okuldaki sıranın üzerine çıkarak KAPTAN,KAPTANIM der filmin sonunda normalde  en çekingen olan karakter.

Tam olarak filmdeki karakter tarzında olmasa da hayatımda yaşadığım gerçek bir KAPTANLIK hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlkokul 4. Sınıfta dört arkadaşımla beraber aramızda penaltı yarışması düzenledik.

Her birimiz dört büyük kulübün ismini kullanarak penaltı atışları yapıyorduk. Kalesinde beş gol gören eleniyor, geri kalanlar arasında  birimiz şampiyon olana kadar devam ediyorduk. Sonunda ben Galatasaray’ı temsilen ve arkadaşım Hasan’da Trabzonspor’u temsilen finale kaldık. Atış sırası ondaydı ve kalesinde dört gol görmüştü,  ben ise sadece bir tane. Şutu vurduktan sonra top parmaklarımın ucundan  bileğimi bükerek kaleye girmiş ben ise tam o anda  çok şiddetli bir acı hissetmiştim. Acıdan atışlara devam edemedim. Eve gittim ,oradan da doktora. Sonuç olarak sol  bileğim kırılmıştı. Bu okula gitmeme mani olmadı ancak bir gün okul halinde ormana gidip meşe palamudu toplamak için organizasyon yapıldığında ben arkadaşlarıma katılmamıştım mazeretim de bileğim kırıktı, gitmeme gerek yoktu.

Toplanan meşe palamutları satılacak, onlarla da okuldaki her sınıfa bir futbol topu alacaktık.

İki hafta içerisinde organizasyon yapılmış her sınıf topuna kavuşmuştu. Bu arada bileğim iyileşmiş alçı alınmıştı. Hepimiz yeni topla okulda ders aralarında ve öğleden sonraki etüt derslerinde maç yapma hayali kuruyorduk.

O dönemde okulda ETÜT öğretmeni görevini yürüten Vedat hoca topla benim oynama hakkımın olmadığını ,arkadaşlarımla beraber hareket etmediğimi ve onları yalnız bıraktığımı belirtmiş bu söyledikleriyle  de beni duygusal olarak çok incitmişti. Aslında söylediklerinde haklıydı. Ne pahasına olursa olsun sınıf arkadaşlarımı yalnız bırakmamam gerektiğini acı da olsa söylemişti. Neyse ki o günlerde sınıf takımımızın kaptanlığını yürüten Günaydın isimli arkadaşım topun bulunduğu dolabın anahtarını annesinden bir şekilde aşırmış😊 ve beraber oynamak için beni çağırmıştı. Topla daha kimse oynamadan biz takım kurmuş ve oynuyorduk ki bir kaza eseri büyüklerden biri topu patlatmıştı. İhale arkadaşım Günaydın’a kaldı. Bu sebeple cezalandırılmış, topun parası annesinin maaşından kesilmişti. O dönemde  annesi Ayşe abla okul da temizlik görevlisiydi. Bunu neden yaptığını yani ilk kez topu benle beraber oynamak istemesinin nedenini düşündüğümde aklıma gelen birinci şey vefa duygusuydu. Çünkü yıllardır babamın satın aldığı topla beraber oynamış kimseden kıskanmamış, patlasa da kimseye bedelini ödetmemiştim. Ve şimdi benim cezalandırılmış olmam yada topla oynamayı hak etmediğimin söylenmesi arkadaşımızı da rahatsız etmişti. Bununla beraber öğretmen ne söylerse söylesin o sınıfın futbol takımının kaptanıydı, bir nevi lideriydi takımın önemli bir parçasının  motivasyonunun düşmesi yada moralinin bozulmasına izin veremezdi. İşte, kazanan bir takımın kaptanı böyle olmalıydı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir